Lojistik Sektörü: Ya Dönüşecek Ya Da Bedelini Ödeyecek!
Lojistiğin çevreye zararı ve iklim değişimine etkisi, lojistik hizmet veren şirketlerin (3PL) geleceğini belirliyor. Türkiye’deki lojistik sektörü, 3PL’ler, “mecburi” değişim rüzgârıyla savrulabilir. 3PL’ler, ya dönüşecek (rüzgarla savrulup gitmemek için köklerini sağlamlaştırıp toprağa sıkı sarılacak ve her zaman canlı kalacak) ya da bedel ödeyecek (zaten zayıf olan köklerinden kopup rüzgarla savrulup gidecek).
Çevre hassasiyetini özellikle “Sıfır Atık” vizyonunu en üst düzeyde vurgulayan Türkiye, AB’nin “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDEM)” (1) gibi düzenlemeleri uygulayacaktır.
9 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren İklim Kanununu takiben 27 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS) Yönetmeliği ile karbon fiyatlandırma (2), Türkiye’de hizmet veren 3PL’ler için bugün olmasa bile yakın gelecekte “değişimi” zorunlu kılıyor. Bu yüzden 3PL’ler, bugünden hazır olmalıdır. Bu değişimi becerebilenler, devam edecek; bu değişimi beceremeyenler, devam edemeyecek.
Karbon fiyatlandırması, karbon emisyonlarına ekonomik bir maliyet yükleyerek işletmeleri sera gazı salımlarını azaltmaya ve daha çevreci teknolojilere yönelmeye teşvik eden bir yöntemdir. Karbon emisyonu, insan faaliyetleri sonucunda atmosfere salınan karbondioksit (CO₂) ve diğer karbon içeren sera gazlarının oluşturduğu salımdır. Karbon emisyonu, küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine yol açar. Bunun sonucunda doğal yaşam dengesi bozulur, biyolojik çeşitlilik azalır, gıda ve su kaynakları tehlikeye girer ve insan yaşamı olumsuz etkilenir.
Örneğin Türkiye sınırları içinde 500 kamyon, 250 kamyonet ve 2’si soğuk hava deposu 5 depo ile lojistik hizmet veren 3PL, yakın gelecekte ne yaşayacak? (!) Aşağıda belirtilen hususlar, Türkiye’de henüz yasal bir zorunluluk teşkil etmemekte olup tamamen varsayım ve öngörülere dayanmaktadır.
3PL’in nakliye ve depolama operasyonları kaynaklı karbon emisyonu, 3PL’in hizmet verdiği müşteriler için dolaylı karbon emisyonu (Kapsam 3) sayılır. Türkiye’deki üretici, toptancı, perakendeci gibi lojistik hareketi olan şirketler, devletin getireceği karbon kotasını aşmamak için hizmet aldığı 3PL’den “Karbon Ayak İzi Raporu” isteyecektir.
- Kamyonlar: Fabrikalarına ham madde taşıma ve fabrikalardan bitmiş ürün taşıma hizmeti verilen müşteri, devletin getireceği karbon kotasını aşmamak için hizmet aldığı 3PL’den kamyonların yaptığı taşımalar için “Karbon Ayak İzi Raporu” isteyecektir.
- Kamyonetler: Şehir içindeki mağazalarına dağıtım hizmeti verilen market zinciri, devletin getireceği karbon kotasını aşmamak için hizmet aldığı 3PL’den kamyonetlerin yaptığı taşımalar için “Karbon Ayak İzi Raporu” isteyecektir.
Türkiye, Avrupa’da bazı şehirlerde uygulanan Düşük Emisyon Bölgeleri (Low Emission Zones, LEZ) düzenlenmesini hayata geçirirse belirli emisyon (salım) standartlarını karşılamayan kamyonetler, şehirdeki bazı bölgelere giremeyecektir. Mağazaya dağıtımı yapamayan 3PL, müşterisine ceza ödeyebilir ve sonunda müşterisini kaybedebilir. 3PL, bu yasağa uymadan çalışırsa ilgili yasal mevzuatta göre ceza ödeyebilir ve sonunda K1 belgesini kaybedebilir.
- Depolar: Restoranlarında kullanılan kuru, donuk ve soğuk ürünler için depolama hizmeti verilen restoran zinciri, devletin getireceği karbon kotalarını aşmamak için hizmet aldığı 3PL’den “Karbon Ayak İzi Raporu ” isteyecektir.
5 depo, özellikle 2 adet sıcaklık kontrollü soğuk hava deposunun tükettiği elektrik, 3PL’in karbon emisyonunu çok arttırır. Ayrıca sıcaklık kontrollü depolarda soğutma amaçlı kullanılan gaz türü, F-gazları, (florlu gazlar), havaya sızarsa CO2’den çok daha fazla çevre kirliliğine sebep olabilir, çok tehlikeli sera gazı etkisi yaratabilir. Sıcaklık kontrollü depolarda kullanılan R404A gibi yüksek Küresel Isınma Potansiyeline (GWP) sahip florlu sera gazlarının yerine çevresel etkisi daha düşük olan R290 (Propan), R744 (CO₂), R717 (Amonyak) gibi gazlar kullanılabilir (Bu gazlar, farklı teknik özelliklere ve güvenlik riskine sahiptir. Örneğin propan yanıcı, amonyak zehirli, CO₂ yüksek çalışma basıncı gerektirir. Amaç, yalnızca soğutma sistemindeki gazın değiştirilmesi değil düşük çevresel etkiye sahip, enerji verimli, güvenli, ekonomik soğutma altyapısı oluşturmaktır.). Arıza veya gaz eksilmesi durumunda GWP’si yüksek gazların bulunabilirliği, gittikçe zorlaşacağı için bunların temini çok yüksek maliyetli olabilir.
NOT: Türkiye, küresel iklim taahhütlerine uyum amacıyla 15 Ekim 2024’te yürürlüğe giren “Florlu Sera Gazlarına İlişkin Yönetmelik” ve Montreal Protokolü (Kigali Değişikliği) uyarınca, yüksek kirletici etkisi olan örneğin F-gazlarının ithalatına kademeli kota sistemi getirmiş olup bu gazların ticareti, takibi ve sızdırmazlık kontrolü için yasal mevzuat hazırladı.
Lojistik şirketinin kamyonlarının ve kamyonetlerinin yaktığı mazot ve depoların karbon emisyonu (salım), müşterisinin dolaylı karbon emisyonu (Kapsam 3) sayılır. Müşteri, 3PL’den “Karbon Ayak İzi Raporu” isteyecektir. Bu rapora göre 3PL’in karbon emisyonu, yüksek kalırsa müşteri, daha düşük emisyonlu rakiplere geçer veya 3PL’in neden olduğu karbon maliyetini (EPİAŞ’tan satın aldıkları karbon hakkı bedelini) lojistik şirketinin faturasından kesmek isteyebilir.
Çevreye zarar veren ve iklimi değişimini etkileyen lojistik şirketleri ne yapacak?
Lojistik şirketleri için 3 alternatif var. Bunlar:
Alternatif 1 (Operasyonel altyapıyı düzeltmek): 3PL, daha az daha az karbon ayak izi yani nakliye ve depolama operasyonlarında daha az karbon emisyonu olmasını sağlayacak operasyonel iyileştirmeler yapabilir.
3PL, örneğin nakliye ve depolama süreçlerini iyileştirilebilir; düşük emisyonlu ve çevre dostu örneğin elektrikli, hidrojenli çalışan kamyon ve kamyonet kullanılabilir; depoda çevre dostu ekipman kullanılabilir; sıcaklık kontrollü depolarda mal giriş-çıkış sürecini hızlandırılarak kapıların açık kalma süresini en aza indirilebilir; şoförler ve depocular, çevre dostu çalışmalar için eğitilebilir (şoförler için eko-sürüş, depocular için toplama dinamikleri); araçların daha az boş kilometre yapması için rota optimizasyonu, araçların daha fazla dolu çalışması için araç azami yükleme ve yük konsolidasyonu, depo için toplama optimizasyonu yapabilecek yapay zekâ destekli azılımlar devreye alınabilir; depo çatılarına güneş panelleri konulabilir, depo çevresine ağaçlar dikilebilir; soğutma gazları çevre dostu doğal gazlarla yenilenebilir.
Bu alternatif, başlangıçta zor ve zahmetli olacaktır ama zaman ilerledikçe kazanımları, çok fazla olabilir.
Alternatif 2 (Karbon piyasasında karbon fiyatlandırma ile dengelemek): ETS kapsamındaki şirketler, atmosfere saldıkları sera gazı miktarına karşılık gelen emisyon tahsisatlarını teslim etmekle yükümlüdür. Şirketin elindeki tahsisatlar, doğrulanmış emisyonlarını karşılamaya yetmiyorsa, eksik kalan miktar için karbon piyasasından ilave tahsisat satın alması gerekir. Türkiye’de karbon piyasası, TR-ETS ile kurulmuştur. Bununla, şirketlere belirli bir karbon emisyon hakkı (tahsisat) verilecek ve bu sınırı aşan şirketler, EPİAŞ üzerinden ek karbon hakkı satın alarak emisyonlarını mali olarak dengelemek zorunda kalacaktır.
Lojistik şirketi, gelecekte ETS kapsamına alınırsa, operasyonel altyapıyı düzelterek emisyonlarını azaltmak yerine sebep olduğu karbon emisyonunu dengelemek için Karbon piyasasından sürekli karbon hakkı/sertifikası (ilave tahsisat) satın almayı tercih edebilir.
Karbon fiyatlandırması; çevreye çok zarar veren ve çevreyi çok kirleten lojistik şirketini çok daha maliyetli hale getirirken; çevreye zarar vermeden çalışan 3PL’i çok daha kârlı ve doğru (verimli, etkili, etkin) çalışır hale getiren bir ekonomik kaldıraçtır.
Önemli Not: Türkiye’de karayolu yük taşımacılığı ve depolama faaliyetleri, mevcut TR-ETS kapsamında değildir. Dolayısıyla 3PL’lerin bu faaliyetleri için bugün karbon piyasasından zorunlu olarak emisyon tahsisatı satın alması gerekmemektedir. Lojistik sektörü, yakın dönemde bu kapsama alınabilir. Lojistik sektörü, bugün için TR-ETS’nin ve Pilot Dönemin (2026-2027) kapsamında olmasa bile gelecekte sistemin genişletilmesinden etkilenebilir. (3) TR-ETS’nin 2026–2027 pilot döneminin ardından, 2028 ve sonrasında sistemin kapsamının genişletilmesi ve karbon fiyatlandırmasının daha fazla sektörü etkilemesi mümkündür. Ancak bugün itibariyle nakliye ve depolama faaliyetlerinin hangi tarihte ve hangi koşullarla sisteme dahil edileceğine ilişkin kesinleşmiş bir takvim yoktur.
Lojistik şirketi, kolayı seçip (!) operasyonel altyapıyı düzeltmek yerine salınan her gram karbon için karbon piyasasından karbon sertifikası satın alabilir. Bundan dolayı bu alternatif, başlangıçta operasyonel iyileştirmelerden daha kolay ve daha zahmetsiz görünebilir ama zaman ilerledikçe yüksek maliyetli olabilir. Örneğin karbon fiyatlarının, piyasada yükselmesi durumunda şirketin maliyetleri artabilir. Ayrıca karbon tahsisatı, şirketin fiilen atmosfere saldığı sera gazını azaltmaz. Gerçek ve kalıcı emisyon azaltımı, sadece operasyonel süreçlerin iyileştirilmesi, enerji verimliliği ve düşük emisyonlu teknolojilerin kullanılmasıyla sağlanabilir.
Alternatif 3 (Ceza Ödemek): Lojistik şirketi; Alternatif 1 için gayret göstermez (başarılı olamaz) veya Alternatif 2’i tercih etmez ise milyon liralık ceza ödemek zorunda kalır.
Yukarıdaki 3 alternatif içinde en kalıcı ve ekonomik çözüm, Alternatif 1 yani operasyonel altyapının düzeltilmesidir. Bu amaçla yapılan çalışmalar, yeterli olmaz ise kalan miktar için Alternatif 2 ile karbon piyasasından karbon satın alınarak dengeleme yapılabilir.
Birinci alternatifteki çalışmaları doğru yapan, Alternatif 1’deki çalışmaları Alternatif 2 ile destekleyen, her iki alternatif sayesinde daha az Karbon Vergisi ödeyen ve hatta Alternatif 1’deki kazanımlarını karbon piyasasında satan (satabilen) şirketler, gelecek için rekabet avantajına sahip olacak (hatta sektörün lideri olabilir); eski yöntemlerde direnenler ise karbon piyasasından sürekli karbon satın almanın ve/veya olası cezaların maliyetleri altında ezilecektir ve karbon maliyetini yüklenmek istemeyen müşterilerini kaybedecektir.
Şu an için Türkiye’deki 3PL’lerin karbon salımından dolayı devlete bir kota hesabı verme veya ceza ödeme yükümlülüğü yoktur. Ancak 3PL’ler, gelecekteki olası genişlemelere ve küresel baskılara hazırlıksız yakalanmamak için şimdiden çalışmalara başlamalıdır. 3PL, gelecekte ETS kapsamına alınmasa bile yasal olarak zorunlu olmayan “iç karbon fiyatlandırması” kapsamında “Gölge Fiyatlandırma” veya “İç Karbon Vergisi” ile gelecek dönemlere hazırlık yapabilir. (4)
Türkiye’deki lojistik şirketlerinin de gelecekteki olası düzenlemeleri beklemeden karbon emisyonlarını ölçmeye, enerji tüketimlerini azaltmaya ve operasyonel süreçlerini iyileştirmeye başlamaları hem yasal risklere hazırlık hem de rekabet avantajı açısından önem taşımaktadır.
3PL’ler, ya dönüşecek (rüzgarla savrulup gitmemek için köklerini sağlamlaştırıp toprağa sıkı sarılacak ve her zaman canlı kalacak) ya da bedel ödeyecek (zaten zayıf olan köklerinden kopup rüzgarla savrulup gidecek).
**
Meraklısı, ayrıca https://www.o2lc.com/karbonsuz-depo-yesil-depo-cevreci-depo/ yazımı, “Yeşilimsi” Mutabakat, 11 Kasım 2021, https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/yesilimsi-mutabakat/639375 yazımı ve “Yeşilimsi” olmaması için, 18 Kasım 2021, https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/yesilimsi-olmamasi-icin/640108 yazımı okuyabilir.
(1) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDEM), Carbon Border Adjustment Mechanism (CBAM): Bu sistemde yasal muhatap ve ödemeyi yapan taraf, AB’deki ithalatçı firmadır. Türk nakliyeci, karbon maliyetini doğrudan ödemez. Türkiye’den (veya AB dışından) kapsam dahilindeki ürünleri (demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen) ithal eden AB’de yerleşik şirket, “Yetkili SKDEM Beyan Sahibi” olmak zorundadır. AB’li ithalatçı, ithal ettiği ürünlerin üretimi esnasında salınan “gömülü emisyon” miktarı kadar SKDEM Sertifikası satın alarak AB yönetimine teslim eder. 2023–2025 yılları arasındaki geçiş döneminin ardından, SKDEM’in kesin uygulama dönemi, 1 Ocak 2026 itibarıyla başlamıştır. Ancak SKDEM sertifikalarının satışı, Şubat 2027’de başlayacak olup 2026 yılı ithalatına ilişkin ilk yıllık beyan ve sertifika teslimi için son tarih 30 Eylül 2027’dir. SKDEM, malın “taşınması sırasında kamyonun veya geminin çıkardığı emisyonu” değil, malın fabrikada üretilmesi sırasında oluşan emisyonu vergilendirir. Bu yüzden nakliye firmasının doğrudan bir vergi/sertifika ödeme mükellefiyeti bulunmaz. Ancak dolaylı olarak lojistik sektörü etkilenir. AB’li ithalatçılar, aldıkları ürünün tüm tedarik zinciri ve depolama süreçlerindeki emisyon/karbon verilerini talep edebileceğinden, nakliyecilerin operasyonel şeffaflık ve dijital izlenebilirlik sağlaması istenir. Karbon maliyetini düşürmek isteyen ihracatçılar ve ithalatçılar, daha az karbon emisyonu yapan taşıma modlarına (örneğin karayolu yerine demiryolu veya intermodal taşımacılık) yönelebilir. Her ne kadar faturayı AB’deki ithalatçı ödese de bu maliyet, ticari pazarlıklarla geriye doğru yansır. AB’li ithalatçı, oluşan karbon maliyeti nedeniyle Türkiye’deki üretici/ihracatçı firmadan indirim talep edebilir veya karbon ayak izi düşük olan üreticileri tercih eder. Türkiye’deki üretici firma, AB pazarını kaybetmemek için kendi karbon emisyonunu düşürmek zorunda kalır ve dolayısıyla 3PL’i zorlar.
(2) Karbon Fiyatlandırması: Atmosfere salınan sera gazı emisyonlarına ekonomik bir maliyet yükleyerek şirketleri emisyonlarını azaltmaya, enerji verimliliğini artırmaya ve çevre dostu teknolojilere yatırım yapmaya teşvik eden bir politika aracıdır. Karbon fiyatlandırmasında başlıca iki farklı yöntem kullanılır: Karbon Vergisi ve Emisyon Ticaret Sistemi (ETS).
Karbon Vergisi: Devletin, sera gazı emisyonlarının miktarına veya kullanılan yakıtın karbon içeriğine göre belirli bir vergi uygulamasıdır. Vergi oranı devlet tarafından belirlenir. Şirket ne kadar fazla karbon emisyonuna neden olursa, ödeyeceği vergi de o kadar artar. Örneğin bir şirketin yıllık 10.000 ton CO₂e emisyona neden olduğunu ve devletin ton başına 500 TL karbon vergisi uyguladığını varsayalım. Bu durumda şirketin yıllık karbon vergisi 5.000.000 TL olur. Şirket emisyonlarını 6.000 tona düşürürse karbon vergisi 3.000.000 TL’ye geriler ve yılda 2.000.000 TL tasarruf sağlar. Bu örnek, tamamen varsayım olup Türkiye’de 7552 sayılı İklim Kanunu ile lojistik şirketlerine yönelik karbon vergisi yoktur.
Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Karbon vergisinden farklı olarak devlet, sistem kapsamındaki faaliyetler için toplam sera gazı emisyonlarına bir üst sınır belirler. Bu üst sınır çerçevesinde emisyon tahsisatları oluşturulur ve ilgili işletmelerin doğrulanmış emisyonlarına karşılık gelen miktarda tahsisatı teslim etmesi gerekir. Şirketler, ellerindeki tahsisatları-n yetersiz kalması durumunda karbon piyasasından ilave tahsisat satın alabilir. İhtiyaç fazlası tahsisatı bulunan şirketler ise mevzuatın izin verdiği koşullarda bu tahsisatları satabilir. Karbon tahsisatlarının fiyatı, devlet tarafından belirlenebilecek fiyat sınırları ve piyasa düzenlemeleri çerçevesinde arz ve talebe göre oluşabilir. Bu sistem, belirli faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması ve fiyatlandırılması esasına dayanır. Sistem kapsamındaki işletmeler, doğrulanmış emisyonlarına karşılık gelen miktarda karbon tahsisatını teslim etmekle yükümlüdür. İşletmeler, kendilerine ücretsiz verilen veya daha önce satın aldıkları tahsisatın yetersiz kalması durumunda karbon piyasasından ilave tahsisat satın alabilir. Ellerinde ihtiyaç fazlası tahsisat bulunan işletmeler ise mevzuatın izin verdiği koşullarda bu tahsisatları satabilir. Türkiye’de lojistik sektörü, mevcut TR-ETS kapsamında genel olarak doğrudan karbon kotası yükümlülüğüne tabi değildir. Verilen örnek, lojistik sektörünün gelecekte ETS kapsamına alınması ihtimaline karşı sistemin nasıl işleyebileceğini açıklamak amacıyla varsayıma göre hazırlanmış senaryodur. Bir lojistik şirketine yıllık 8.000 ton CO₂ eşdeğeri (CO₂e) ücretsiz emisyon tahsisatı verildiğini varsayalım. İki farklı senaryo gerçekleşebilir:
- A Senaryosu – Karbon Maliyeti: 3PL, emisyonlarını azaltacak operasyonel iyileştirmeleri yapmaz ve yıl sonunda 10.000 ton CO₂e emisyona neden olur. Şirketin elindeki 8.000 tonluk tahsisat, toplam emisyonunu karşılamaya yetmez. 3PL, bu nedenle eksik kalan 2.000 ton CO₂e için karbon piyasasından ilave tahsisat satın almak zorunda kalır. Bu satın alma, şirketin maliyetlerini artırır ve fiyat rekabetini olumsuz etkileyebilir.
- B Senaryosu – Karbon Kazancı: 3PL; rota optimizasyonu, boş kilometrelerin azaltılması, araç doluluk oranlarının artırılması, enerji verimliliği ve düşük emisyonlu teknolojilere yatırım yapılması gibi operasyonel iyileştirmelerle yıllık emisyonunu 6.000 ton CO₂e seviyesine düşürür. Bu durumda şirketin elindeki 8.000 tonluk tahsisatın 2.000 tonu ihtiyaç fazlası olarak kalır. Mevzuatın izin verdiği koşullarda şirket, bu tahsisatları karbon piyasasında satarak ilave gelir elde edebilir. Emisyonlarını azaltan şirketler yalnızca yakıt ve enerji maliyetlerinden tasarruf etmekle kalmaz; emisyon ticaret sisteminin koşullarına bağlı olarak karbon maliyetlerini azaltma veya ihtiyaç fazlası tahsisatlarından gelir elde etme avantajına da sahip olabilir.
Karbon vergisi ve ETS: Karbon vergisinde devlet, emisyonun birim fiyatını belirler; ETS’de ise toplam emisyon sınırı belirlenir ve karbon tahsisatlarının fiyatı piyasa mekanizmasıyla oluşur. Türkiye’de 7552 sayılı İklim Kanunu ve ilgili yönetmelikle TR-ETS’nin hukuki altyapısı oluşturulmuştur. Ancak karayolu yük taşımacılığı ve geleneksel depolama faaliyetleri, mevcut düzenlemeler kapsamında genel olarak doğrudan ETS tahsisat teslim yükümlülüğüne tabi değildir. Gelecekte karbon vergisi veya ETS gibi karbon fiyatlandırma mekanizmalarının lojistik faaliyetlerine uygulanması halinde, yüksek emisyonla çalışan şirketlerin maliyetleri artabilir. Buna karşılık yakıt tüketimini azaltan, enerji verimliliğini artıran ve operasyonlarını iyileştiren şirketler hem maliyet avantajı hem de rekabet üstünlüğü sağlayabilir.
(3) Lojistik sektörü, TR-ETS’ye göre şu an yürürlükte olan “2026-2027 pilot dönemi” kapsamında değildir. Kamyonlar, gemiler veya uçaklar gibi taşımacılık faaliyetleri “hareketli emisyon kaynakları” olduğu için takibi ve sınırlandırılması sanayi tesislerine göre çok daha karmaşıktır. Bu nedenle Türkiye’de lojistik sektörü için henüz karbon kotası ya da emisyon ticareti yoktur. TR-ETS, şu an yalnızca yüksek enerji yoğunluğuna sahip sanayi sektörlerini ve elektrik üretim tesislerini kapsıyor. Demir-çelik, çimento, cam, seramik, kâğıt ve kimya gibi üretimde esnasında yüksek miktarda doğrudan karbon salımı yapan ve yıllık emisyonu 50.000 tonun üzerinde olan fabrikalar sisteme dahildir. AB’nin denizcilik ve havacılık faaliyetlerini kademeli olarak kendi emisyon ticaret sistemine dahil etmesi, taşımacılık sektöründeki karbon fiyatlandırmasının giderek önem kazandığını göstermektedir.
(4) İç karbon fiyatlandırması, devletlerin zorunlu tuttuğu bir sistem değildir. Şirketlerin, gelecekte karşılaşacakları yasal karbon maliyetlerini öngörmek ve yatırımlarını şimdiden yeşil dönüşüme yönlendirmek için kendi içlerinde gönüllü olarak uyguladıkları hayali veya operasyonel bir muhasebe yöntemidir. Şirketler bu mekanizmayı “Gölge Fiyatlandırma” veya “İç Karbon Vergisi” gibi genellikle iki farklı şekilde uygulayabilir.
Gölge Fiyatlandırma (Shadow Pricing): Şirket, gelecekte devletin ton başına 50 Euro karbon vergisi getireceğini öngörüyorsa, bugün yapacağı tüm yeni yatırımların kârlılık analizine bu hayali maliyeti ekler. Örnek: Şirket yeni bir fabrika kuracaktır. Önünde iki seçenek vardır. A Seçeneği: Ucuz ama yüksek karbon salan eski teknoloji bir sistem. B Seçeneği: Pahalı ama sıfır karbonlu yeşil bir sistem. Gölge fiyatlandırma yapıldığında, A seçeneğinin yaratacağı karbon emisyonu ton başına 50 Euro ile çarpılarak projenin maliyetine eklenir. B seçeneği (yeşil olan), kağıt üstünde daha avantajlı hale gelir ve şirket yönetiminin doğru, geleceğe dönük yatırım yapmasını sağlar.
İç Karbon Vergisi / Fonu (Internal Carbon Fee): Şirket, kendi iç birimlerine (örneğin üretim, lojistik, pazarlama) kirlettikleri oran kadar gerçek bir iç vergi keser. Örneğin üretim departmanı, bu ay 1.000 ton karbon saldıysa, şirket içi bütçesinden ton başına belirlenen tutar (örneğin 10 dolar) kesilir. Bu toplanan paralar, şirketin genel kârına aktarılmaz; doğrudan örneğin Yeşil Dönüşüm ve AR-GE Fonuna aktarılır. Bu fonla şirketin binalarına güneş panelleri kurulur, enerji verimliliği projeleri finanse edilir.
NOT: Türkiye, 7552 Sayılı İklim Kanunu ve Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS) Yönetmeliği ile karbon fiyatlandırması dönemini resmen başlatmıştır. Hemen ardından Eylül 2026’da ise “Pilot Uygulama Dönemine İlişkin Usul ve Esaslar” yayımlanmıştır. Sistem, şu anda 2 yıllık bir pilot süreçten geçmektedir. Bu dönemde elektrik üretim tesisleri ile demir-çelik, çimento gibi yüksek emisyonlu enerji yoğun sektörlerdeki büyük tesisler kapsam altına alınmıştır. Yıllık sera gazı emisyonu 50.000 ton CO₂ eşdeğerinin üzerinde olan tesisler (Kategori B ve C) ETS sistemine dahil edilmiştir. Bu tesislerin, emisyon izinleri almaları ve emisyonlarını lisanslı kuruluşlara doğrulatmaları zorunludur. Sanayicinin ani maliyet şokları yaşamaması ve uyum sağlayabilmesi adına, pilot dönem boyunca (2026-2027) karbon kotaları şirketlere %100 ücretsiz dağıtılmaktadır. 2028 yılından itibaren bu ücretsiz oranların, kademeli olarak düşürülmesi ve gerçek bütçeli karbon ticaretinin başlaması planlanmaktadır. Karbon piyasasının işletilmesi, takibi ve finansal takas süreçleri İklim Değişikliği Başkanlığı koordinasyonunda EPİAŞ üzerinden yürütülecektir.

Bir Yorum Yazın